Yükleniyor...

Bekleyiniz...

 Tarlabasi Genclik Grubunun Web Sitesine Hosgeldiniz ... Keyifli Dakikalar Gecirmeniz Dilegiyle ...

Sitemize Hoşgeldiniz.
 Ana Sayfaya Dön

Geri Dön

Istanbul'un Suryanicesi

 

 

119.Sayı : 16 Ağustos - 31 Ağustos

İstanbul’un Süryanicesi

 

Mezopotamya topraklarının en eski sakinleri, medeniyetin ve uygarlığın bu coğrafyadaki ilk kurucuları ve yüzlerce yıllık yanı başımızdaki kapı komşularımız, sessiz sedasız... Bugün İstanbul’un renk skalasına Süryani cemaatinin Safran sarısı da eklenmiş durumda, Anadolu dan İstanbul’a bir solukta ve yine sessiz sedasız akan bir kültürün hikayesi...

Bu sayıda sizleri bu kentin kendi yağında kavrulmasını bilen en sessiz sedasız cemaatlerinden biri ile, İstanbul’un en yeni bileşenlerinden Süryaniler’le buluşturuyorum. Tam bu konudaki araştırmaya karar verme aşamasında elime 4 yıl önce Mardin’de Süryani cemaati ile ilk karşılaştığım günlerdeki notlarım geçti. Mardin ve çevresi ile kurduğum duygusal bağı hiçbir zaman unutamadım; tek başıma ne kadarını görebileceğimden bile emin olmadan çıktığım yolun sonunda kendimi oradaki insanların hayatlarının merkezinde bulmuştum. Az bir nüfus kalmıştı, neredeyse herkesin bir ya da iki akrabasının İstanbul’da yaşadığını öğreniyordum, ama dönüşte İstanbul’da anılarımı hiçbir Süryani ile paylaşamadım, buraya gelince ne yaptılar hala orada gördüğüm ve minnet duyduğum insanlara ne kadar benziyorlardı, Mardin’deki kültürü ne ölçüde koruyabildiler vb. hiçbir bilgiye ulaşamadım. O günlerden sonra, birkaç kez burada gördüğüm Süryani kiliselerini ziyaret ettim, çok az şey Mardin’de yaşadıklarıma benziyordu, İstanbul belki de onları içlerine kapatmış olmalı diye düşündüm, sonra fark ettim ki, bu kez onlar farklı topraklardaydılar ve aslında ilgilenilmesi gereken bu kez ben değil, onlardı...

Aklımda manastırda kalmama izin veren Deyrulzafaran’ın yardımsever rahibi İbrahim Türker, Kırklar Kilisesi’nde saatlerini bana ayıran Gabriyel Akyüz, el yapımı basma freskini evimin baş köşesine koruduğum Nasra, adını bilmediğim yolda yanıma gelip bana babasının Suriye’den getirdiği kartpostalı hediye eden kolsuz çocuk, diğerleri... Tek başıma çıktığım yolun ardında bıraktığım ve bir daha görebileceğimden bile emin olmadığım hatıra dostluklarım kalmıştı. Bugün o kültürü yazarak Mardin’deki ilgiye olan vefa borcumu İstanbu’da bir parça olsun ödemiş olacağım belki. Süryaniler’in bu kentteki varoluş süreçlerini ve buraya taşıdıklarını oradan kalma duygularla yoğurup sizlere sunarken İstanbul’daki cemaati de tanımış olmanın mutluluğunu yaşadım.

Süryaniler’in ve İstanbul’un yolunun kesişmesi, geçmişi 40 yılı bulan hala hafızalarda taptaze bir serüvenle başlıyor. 1953 sonrası başlayan göç dalgasıyla Türkiye topraklarının her yerinden bu kente taşınan onlarca kültürden biri de onlarınki olmuş. Ama bu kısacık süre zarfında İstanbul’u ve İstanbullu olmayı bu kadar hızlı ve bu kadar içini doldurarak yaşayabilen çok az bileşenden biri durumundalar bugün. İstanbul’un mozağine katılan son renklerden onlar. Mütevaziliğin ve paylaşmanın önemini Mezopotamya’dan beri taşıdıkları kültürle bu kentte ifade etmek demek, bu kente yeni bir dil, yeni bir anlayış ve yepyeni bir yaşam şekli hediye etmek anlamına geliyor. Bazıları sonsuza dek dönmemek üzere ayrılırken, bazıları ise geleceklerini sessiz sedasız bu topraklarda kurmaya başlıyor. İstanbul, İstanbulluluğunu bu yeni kazanımlarla bir kez daha yaşıyor. Bugün Türkiye toprakları içerisinde yaşayan 25 bin Süryani’nin 15 bini artık İstanbul’da yaşamakta, bu da demek oluyor ki, İstanbul aslında hala içimizden bazıları için göremediğimiz bir tarihi yazmaya devam ediyor ve bir kez daha kültürlerin bu ülke içerisinde kendilerini en rahat şekilde ifade ettikleri yer olduğunu ispatlıyor...

Bu haberin hazırlanmasını sağlayan İstanbul Kadim (Ortodoks) Süryani Cemaati’nin tek yayın organı olan İdem dergisi yayın kurulu üyeleri Dr. Sait Şirazi ve kardeşi Serdar Şirazi’ye, röportajımızı kabul ettikleri ve bununla da kalmayıp her türlü görsel malzeme ve bilgi ihtiyacımızda yardımlarını esirgemedikleri için kendilerine Zip İstanbul ekibi adına teşekkürlerimi sunuyorum.

İstanbul’dan başlarsak, bizlere Süryaniler’in bu kentteki geçmişlerinden kısaca bahseder misiniz?

İstanbul’daki Süryani varlığı 19. yy.ın ilk yarısına kadar dayanıyor. O dönem Siirt’in Semhor kasabasından gelen ilk yerleşimciler aynı zaman da bugün Tarlabaşı’ndaki Kadim Kilisesi’nin de ilk kurucularıdır. O dönem ev olan binayı satın alarak kiliseye çeviriyorlar ve bu İstanbul’daki ilk ibadethane oluyor. Ancak Semhor’dan gelenler cemaat olamayacak kadar küçük bir gurup, asıl yerleşim ve Süryani varlığının oluşumu ise 1960’lı yıllarda başlayan göçe dayanıyor, 80’lerde daha da hız kazanan Süryani göçü 1990’lı yıllara gelindiğinde iyice azalıyor, bugünse neredeyse bitti diyebiliriz. 1980’lere kadar ciddi bir nüfusta İstanbul’u Avrupa’ya geçmek için bir köprü olarak kullanıyor ancak şu an İstanbul’da kalan cemaatin hepsi artık burada sabitlenmiş durumda, geleceklerini tamamı ile burada görüyorlar.

Peki bu göç daha çok hangi illerden oluyor?

Çoğunluğu Mardin, Midyat, Diyarbakır, Elazığ ve Adıyaman’dan gelenler oluşturuyor.

Bunlar aynı zamanda Anadolu’nun köklü Süryani yerleşimi olan kentleri öyle değil mi?

Elbette, bu bölgeler yüzyıllardır Süryaniler’in yaşamlarını geçirdikleri ve aynı zamanda kültürün oluştuğu topraklar. Süryaniler tüm Mezopotamya bölgesinin en eski yerleşimcileri konumundalar.

Peki bu yerleşim hangi uygarlığa dayanıyor, mesela Ermenilerin Anadolu’daki ataları Urartular’dır, Süryaniler’in ataları kimler?

Süryaniler’in geçmişi tek bir uygarlığa dayanmaz, tüm Mezopotamya medeniyetleri aslında Süryaniler tarafından kurulmuşlardır, bu nedenle Süryani adını birleştirici çatı tanımlama olarak algılayabilirsiniz. Bugün tarihte Sümerler, Akadlar, Aramiler, Kaldeliler, Fenikeliler, Elamlılar ve Asurlar vb. olarak bilinen grupların hepsi Süryaniler’in atalarıdır ve bütün Mezopotamya uygarlıkları bunun içine girer. Mezopotamya medeniyeti denilen tarih aynı zamanda Süryaniler’in de tarihidir.

Mezopotamya medeniyeti bugün insan uygarlığının ilerlemesindeki en temel öğelerden biri, bu durumda bu geçmişi Süryaniler’e borçluyuz demek mümkün.

Elbette, insanlık tarihinde Süryaniler, bugün mihenk taşı diyebileceğimiz bir çok gelişmenin mimarlarıdır. Kurulan çok büyük devletlerin yanında ilk yazıdan alfabeye, astronomiden, bugün Mezopotamya tipi üretim tarzı olarak adlandırılan ilk tarım ünitelerine, ticari kolonilerden, ilk kütüphaneye kadar bir çok alanda insan uygarlığındaki gelişimin öncüleri olmuşlardır. Ancak Hıristiyanlığın kabulünden sonra toplum kendini daha çok Ruhani işlere adamıştır.

Tekrar İstanbul’a dönmek gerekirse, artık ikinci ve üçüncü jenerasyon buraya daha alışık sanırım, cemaat içinde genç ve yaşlı nüfusun iletişimi nasıl?

Oldukça iyi, tabii yeni kuşaklar kendilerini İstanbullu olarak tanımlıyorlar; burada daha farklı bir çevrede yetişiyorlar ama yine de aile bağları çok kuvvetli olduğu için kuşak çatışmaları en alt seviyede diyebiliriz. İlk kuşak ekonomik olarak kendini var edebilmek için çok büyük çaba ve emek sarf etti, burada hayatlarını kazanmak için ciddi bir mücadele verdiler, bu nedenle çok iyi bir eğitim alamadılar. İkinci kuşak ise daha rahat şartlarda yaşıyor, hepsi eğitime yöneldi, okula gitmeyen genç hemen hemen yok, çoğu zaten yüksek okul bitiriyor artık. İşlerini burada kuruyorlar. Ama bu farklar bir probleme neden olmuyor, aileler anlayışlılar herkes İstanbul da yaşadığının çok farkında ve buna göre davranıyorlar.

Ailelerin gelir durumları nasıl, çoğunlukla hangi mesleklerle uğraşırlar?

Gelir durumları artık daha iyi. Süryaniler’in çoğu zanaatkardır, o nedenle buraya geldiklerinde insanların büyük bir kısmının meslekleri vardı. Mesela telkari işlemeciliği çok eski bir Süryani sanatıdır. İstanbul’da başta kuyumculuk ve dericilik olmak üzere her meslek ile uğraşıyorlar, kuyumcu ve dericiler ise çoğunlukla kapalı çarşı, Laleli ve civarında esnaflık yapıyorlar.

Bildiğim kadarıyla bir Süryani okulu yok, gençler çoğunlukla ne tür okulları tercih ediyorlar?

Evet bir okul maalesef yok, dünyanın bir çok yerinde Süryani okullarına rastlayabilirsiniz aslında bu Türkiye de ciddi bir eksik. Gençler çoğunlukla devlet okullarına gidiyorlar, eğitim için öncelikli bir kurum yok, insanlar istedikleri yerde eğitim alıyorlar.

Bu durumda dil nasıl korunuyor, çünkü azınlık okullarının en büyük faydası gençlere ana dillerinde iyi bir eğitim vermek, Süryani gençler dil eğitimini nerden alıyorlar?

Gençler dili çoğunlukla aileden ve kiliselerde öğrendikleri ilahi vb. din içerikli bilgiden öğreniyorlar ama bugün cemaat çoğunluk olarak yazı dilini kullanamıyor. Süryanice halk arasında konuşma dili olarak kullanılıyor artık, yazı dili ise genellikle ruhban sınıfı ve bu konuda özel ilgisi olan kişiler tarafından kullanılıyor.

Peki dini eğitim nereden alınıyor, mesela her cemaat din adamı yetiştirebilmek için belirli ülkelere öğrenci göndermekte, Süryani Cemaati din adamları nereden yetişiyor?

Aslında bu da bizler için ciddi bir problem, buradaki din adamlarımızın hepsi Mardin ve Midyat dan yetişme ama şu an bu tür referans olabilecek bir kurum yok, gelecekte ne gibi çözümler bulunur tam olarak kestiremiyoruz ama Suriye vb. ülkelerdeki Süryani teoloji okullarına öğrenci göndermek mümkün.

Konu dine gelmişken, bildiğim kadarı ile Kadim Süryani Ortodoks Cemaati, Yunanistan’dan başlayıp Rusya’ya kadar devam eden Slav Ortodoks cemaati ile birlikte tanınmıyor, bu Ortodoksluk ve sizin açınızdan bir karışıklığa yol açmıyor mu?

Hayır, o kadar karışık değil, 451 yılında yapılan Kadıköy konsülünü kabul eden kiliseler ve etmeyen kiliseler olarak ayrılıyor. Doğu Ortodoksları olan Süryaniler, Ermeniler, Kıptiler (Mısır Hıristiyanları), ve Habeşler Kadıköy konsülünü kabul etmezken bahsettiğiniz cemaatler yani Batı Ortodokslar Katolik kilisesi ile birlikte kabul ediyorlar. Ama tüm diğer cemaatlerle Süryaniler’in arası çok iyi bu nedenle hiçbir anlaşmazlık olmuyor.

Şu an İstanbul’daki nüfusun popülasyonu nasıl, gitgide bir artış mı yoksa azalma mı var?

Nüfus git gide artıyor. Şu an Türkiye de yaşayan 25 bin Süryani’nin 15 bini İstanbul’da yaşamakta, 70’li yıllarda Türkiye genelinde bu nüfusun 45-50 bin civarında olduğu biliniyor, o dönem Avrupa’ya göç ciddi bir nüfus kaybına yol açtı ancak bugün sayı yeniden artmakta. Bunun yanında bizim bu 15 bin kişilik rakam içerisine katmadığımız Süryani Katolik ve Keldani Cemaatleri, sayıları bize göre az da olsa İstanbul’da yerleşmiş durumdalar. Bugün dünyada toplam 5 buçuk milyonu Süryani yaşıyor, bu sayının 3 milyonu Hindistan’da, geri kalanı ise Ortadoğu ve Avrupa ülkelerine ve Amerika’ya yayılmış durumda.

Bugün Türkiye’deki bir çok azınlık gurubun en büyük problemi artık doğumdan çok cenaze olması, Süryaniler nüfusu yükselen çok az guruptan biri diyebiliriz o halde.

Evet böyle demek mümkün, bu durumu aileler de diğer Hıristiyan guruplara göre çocuk sayısının daha fazla olmasına ve gençlerin yaşamak için burada kalmayı tercih etmesine bağlayabiliriz.

Süryani aile yapısı genellikle çok çocuklu o zaman, peki evliliklerde ilk tercih ne yönde oluyor, dış evlilik oranı yüksek midir?

Dış evlilik oranı pek yüksek değil, çok özel bir durum olmadığı sürece kişiler öncelikli olarak kendi din ve kültür guruplarından insanlarla evlenmeyi tercih ediyorlar. Süryani aile yapısının muhafazakar olması da bu tercihte önemli bir etken oluyor tabii, farklı kültürden insanların evliliğinde problem çıkma oranı daha yüksek.

Peki yaşamak için çoğunlukla hangi semtleri tercih ediyorlar?

İlk gelenler çoğunluklu olarak Kumkapı ve Gedikpaşa civarına yerleşmişler, şu an ise en çok tercih edilen semtler, Kurtuluş, Yeşilköy, Bakırköy ve Kadıköy civarı.

Sizin ailenizin İstanbul’a gelişi hangi döneme denk geliyor?

Bizim ailemiz 1951 yılında İstanbul’a gelmişler, buraya yerleşen ilk ailelerden biri, ilk göç edenlerden diyebiliriz.

Peki bugün cemaatin memleketle bağları nasıl, gidip gelmeler devam ediyor mu?

Elbette, memleketle bağlar çok sıkı, herkesin bir yakını mutlaka oralarda zaten, ilişkileri çok iyi koruyoruz, yeni kuşak buraya daha hızlı adapte oldu tabii ama onlar bile mutlaka bir şekilde gidip geliyorlar.

İstanbul’da resmi bir kurum olarak Süryani metropolitliği kaç yılında kuruldu?

Süryani metropolitiği resmi olarak 1986 yılında kuruldu. Bu bina aynı zamanda İstanbul’a yerleşen Süryaniler’in ilk ibadethanesi olan Tarlabaşı’ndaki bölge metropolitliğidir.

Bunun dışında İstanbul içerisinde kaç Süryani kilisesi var?

Aslında tamamı ile Süryani cemaatine ait olan Tarlabaşında ki Meryem Ana metropolitlik kilisesi var. Ancak diğer cemaatlerle ortak olarak kullanılan kiliseleri de sayarsak bu sayı kışın 7, yazın Büyükada ve Kınalıadadakilerin açılması ile de 9’a çıkıyor.

Peki bunlar dışında cemaatin bu kentteki varlığını simgeleyen ne tür oluşumlar var?

Kiliseler dışında Kozlu da bir mezarlık, bir vakıf ve bizimde yayın kurulunda bulunduğumuz dergimiz var, ancak zaman içerisinde kendimizi ifade edeceğimiz alanların genişleyeceğimi umut ediyorum.

Peki son olarak Süryani cemaatinin bu kentteki imajı ile ilgili neler düşünüyorsunuz, İstanbul Süryanileri ne kadar tanıyor?

Son zamanlarda insanlar daha çok ilgi duymaya başladı, gelip soruyorlar, merak ediyorlar eskiden kimsenin pek fazla fikri yoktu, bu biraz Süryani cemaatinin sivrilmeyi sevmeyen ve sessiz yapısı ile de ilgili olabilir. Mezopotamya Süryaniler’in en eski vatanı olmasına ve yüzyıllardır bu kardeşçe yaşamamıza rağmen Süryaniler’in tanınması ancak yeni yeni gerçekleşiyor diyebilirim. Mesela hala insanların bir kısmı Arap olduğumuzu düşünüyor, bu çok ciddi bir yanılgı, Süryaniler Arap değildir. İbranice kullanan Yahudi ırkı gibi, bizler de bir Sami dili olan Süryanice’yi (Aramice) kullanıyoruz ama hiçbir şekilde bu Arap olduğumuz anlamına gelmiyor, Ortadoğu Sami dilleri kullanan çok çeşitli milletlerle dolu. Bu ve benzeri bilgilerin insanlara verilmesi gerekiyor. Süryani kimliği İstanbul’a yavaş yavaş oturmakta, bugün hepimiz bu kentte olmaktan memnunuz ve her geçen gün diyalogların artmasıyla el ele verip bu şehir de herkesin kaynaştığı çok daha iyi bir geleceği kuracağımıza inanıyorum.

SÜRYANİ BAYRAMLARI

Elem (Haşo) haftası: Hz.İsa’nın tutuklanıp yargılandıktan sonra haça gerilip 3 gün sonra dirilmesine kadar geçen süreyi kapsayan döneme verilen addır. Elem (Haşo) haftası içerisinde kilisede bulunan dua kitapları açık bırakılır ve üzerine hüznü simgeleyen siyah bir örtü örtülür, Diyakoslar Hırarlarını (rütbe) ters takarlar ve Madbho (Mihrap) perdesi açık bırakılır.

Fısıh bayramı: Elem haftası içersindeki Perşembe günü kutlanır. Hz İsa’nın son akşam yemeğine yönelik bir uygulamadır. Fısh günü sabah ayin yapılır ve kıddas verilir.

Büyük Cuma: Hz İsa’nın haca gerildiği gündür. Akşam kiliselerde defin töreni düzenlenir. Hz İsa’yı temsil eden tabuta bir haç konulur ve kilisede cemaat arasında ruhani ve diyakosların arasında gezdirilir. Bütün cemaat tabutun altından geçtikten sonra tabutun içerisindeki haç çıkartılır, kilisenin bir bölümünde mezara benzetilen alana konulur ve mezarın kapısı temsilen mum ve marvahalar ile mühürlenir.

Nurlu cumartesi: Bayram arifesidir ve ayin yapılıp yakın zamanlarda doğup vaftiz zamanı gelen çocuklar bu günde vaftiz edilir.

Kyomto (diriliş) bayramı: Hz İsa’nın haca gerilmesinden 3 gün sonra dirildiği gündür. Ruhani ayinden önce İsa Mesih’in dirilişini temsilen kilisenin mezar bölümündeki haç çıkarılır ve cemaate Rabbin ölüler arasında dirildiği müjdelenir. Kilise çıkışında cemaate yumurta ve çörek dağıtılır, bayramlaşılır, yakınlar ziyaret edilir, yardıma muhtaçlar ve hastalar sevindirilir, dargınlar barıştırılır.

Beyazlar haftası: Kıyam bayramı ile yeni Pazar arasındaki haftadır. Bu hafta boyunca et içeren hayvansal besinler yenmeyip süt, yoğurt, yumurta, peynir gibi ürünler tüketildiği için beyazlar haftası olarak tanımlanır.

Ayrıca Mavlodo (Doğuş Bayramı), Thnehto günü, Uşano bayramı, Nahire töreni gibi bir çok dini etkinlik Kadim Süryani (Ortodoks) cemaati tarafından İstanbul’da kutlanmaktadır.

 

 

 

 




 Saat